Skip to main content

Posts

KORE UYARLAMASI FİLMİ SEÇEN TÜRKİYE OSCAR'DA KAYBETMEYE KARARLI

"7. KOĞUŞTAKİ MUCİZE" FİLMİ "BYO" MODELİYLE OSCAR YOLCUSU Türkiye dahil pek çok ülke 25 Nisan 2021'de düzenlenecek Oscar ödülleri için en iyi yabancı film dalında aday adayı belirliyor. Bizim durumumuz ise eskilerin çok güzel bir deyişini hatırlatıyor, "elden ayrıksı olmak"; yani herkesin gittiği yoldan gitmeyip ters köşe yapmak. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yönetilen Oscar adaylığı sürecinin ters köşesi, bilinmezlik ve şeffaf olmama halini işaret ediyor. Bakanlığın sayfası dahil elimizdeki tek bilgi "Seçici Kurul" tarafından başvuran adaylar arasından "7. Koğuştaki Mucize" filminin seçildiği. Peki bu kurul kimlerden oluşuyor, daha da önemlisi başka hangi filmler yarıştı gibi son derece makul sorular geliyorsa aklınıza, Semih Kaplanoğlu'nun Bağlılık-Aslı kararında olduğu gibi, hiçbir ayrıntı yok. Kurul hangi filmleri izleyip "7. Koğuştaki Mucize" üzerinde ittifak etti, gerekçesi nedir, adeta bir dev
Recent posts

KORONA SONRASI SİNEMA VE PLAYBACK FESTİVALLER

  Küresel çapta bir salgının hayatın her alanını doğrudan tehdit etmesi artık bir tahmin değil. Yaklaşık 10 aydır giderek yoğunlaşan bir öngörülemezlik içinde sürükleniyoruz ve gıda ile temizlik hariç, her sektör hasar almaya devam ediyor. Salgın her ne kadar küresel olsa da, covid ile mücadelede yerel iktidarların algısı ve uyguladığı yöntemler bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini gösteren birer turnusol kağıdı niteliği taşıyor. Ortalama 400.000 işveren, 2 milyondan fazla işçinin faaliyet gösterdiği sinemanın merkezi Hollywood şu anda eski güzel günlere hasretin sancıları içinde çareyi kapasite azaltıp, Netflix, Amazon gibi "evde sinema" tarzı platformların hacmini arttırmakta buldu. Yine ABD örneğinden hareket edersek, tedbir diye ilk iş olarak sahne sanatları ve sinemayı karartmak akıllara gelmedi, mecbur kalındığında ise sektöre ekonomik destekle arka çıkıldı.   Türkiye'de ise salgın dönemi öncesinden sinema sektörü karanlıkta yolunu bulmaya çalışıyordu ve ul

NİHAYET DÖRT DÖRTLÜK BİR TÜRK DİZİSİ: ALEF

En iddialı Türk dizisinde bile aşılamayan bazı kronik problemler var. İlgi gören senaryoyu yeni sezon eklemek amacıyla sakız gibi uzatmak, bölümlerin temposunu hayatın akışı yerine üç saatlik yayına göre düzenlenmek, ses miksajlarına özen göstermemek, bunların başında geliyor. İtiraf edeyim, BluTV-FX yapımı ALEF'in ilk bölümüne böyle endişelerle başladım, tek tesellim Emin Alper gibi kumaşı hakiki bir sinemacının yönetmen koltuğunda olmasıydı. Bu anlamda ALEF açılış sekansından itibaren farklı olduğunu belli etti; temposunda hiçbir aksama olmaksızın, hikayesini geliştirip derinleştirdi ve sekizinci bölümün son sahnesine kadar gerilim dozunu canlı tutarak ikna edici bir çözümlemeyle son noktayı koydu. Sinemada polisiye/gizem türüne ait kalıpları yeniden tanımlayan 1995 yapımı "Seven" ile benzer kulvarda ilerleyen ALEF, pek çok ilave başarıya sahip. Herşeyden önce tamamen bu topraklara ait bir hikayeyi, çok katmanlı sinemasal anlatımla uluslararası yapımlar k

COVID GÜNLÜKLERİ: SİNEMA'DA HUXLEY, ORWELL VE SOMA'NIN GÜCÜ

KARANTİNA GÜNLERİNDE SİNEMA: SOMA'YI YUTMAK VEYA YUTMAMAK Küresel salgınlı karantina günleri aslında daha çok kitap okuma, daha çok film izleme imkânı yarattı. Virüs ve salgın hastalık konulu eserlerin ilk tercih olması da sürpriz değil. Filmler arasında aklıma ilk gelenler Kate Winslet, Matt Damon, Marion Cotillard gibi oyuncularıyla göz dolduran "Contagion/Salgın" (2011), Afrika'da ortaya çıkan bir virüsün dünyaya yayılmasını önlemeye çalışan ekibi anlatan "Outbreak/Tehdit" (1995), salgın sonrası Londra odaklı "28 Gün Sonra" (2002) ve "Perfect Sense/Yeryüzündeki Son Aşk" (2011) var. Sinemada dramaturji ele alınan bir meselenin sebeplerinden daha çok olası sonuçlar ve trajik etkilerine odaklanmayı  tercih eder. Bununla birlikte, "salgın sonrası dünya" ve "bu noktaya nasıl gelindi" gibi soruların yanıtını bulabileceğimiz edebi, felsefi ve görsel pek çok yapıt var. İçinden geçtiğimiz şu dönemde bunlara odaklanmanın

OSCAR, PARAZİT FİLMİ VE KÜRESELLEŞME NOTLARI

Bu yılın Oscar ödüllerinde Güney Kore filmi Parazit müthiş bir başarı elde etti. Başta "en iyi film" olmak üzere "en iyi yönetmen" ve "en iyi yabancı dilde film" gibi en prestijli kategorilerde seçilen Parazit, aynı zamanda İngilizce dışında bir dilde "yılın en iyi filmi" ödülü ile Akademi'nin 92 yıllık tarihinde bir ilk yaşattı. Daha önce Cannes'da büyük ödül alan ve sonrasında uluslararası başarısını katlayarak sürdüren Parazit pek çok açıdan önemli bir film. PARAZİT: Toplumsal ve ekonomik çürümenin röntgeni Küreselleşmenin ekonomik etkileri konusunda sayfalar dolusu yorum yapmak mümkün. Günümüz dünyası yerel sanayi ve tarımın uluslararası finans parazitlerinin insafına terk edildiği bir yer haline geldi. Ekonominin çağdaş sömürge düzenine teslim olması olumsuz etkilerden yalnızca bir tanesi. Oysa daha vahim olan sonuçların başında etik ve vicdani değerlerin tedavülden kalkması ve tüketim esrikliği ile gözü boyanmış toplumun b

JOKER FİLMİNİ NASIL OKUMALI

Artıları ve eksileriyle çok tartışılan JOKER:   Bir filmin iyi ya da kötü olması elbette kişisel beğeniyle alakalıdır, ancak zamanın ruhu sübjektif algıyı biçimlendiren önemli bir etkendir. Daha çok komedi ağırlıklı yol filmleri ile bilinen Todd Phillips imzalı " Joker " yönetmenin 2016'da yaptığı " War Dogs " sonrası ikinci ciddi filmi; komediyi hafife aldığım sonucu çıkmasın, "ciddiyet" meselesini hikayenin siyasi göndermeleri manasında söylüyorum. Venedik film festivalinden büyük ödülle dönmesi ve küreselleşme sorunları altında savrulmaya devam eden uluslararası siyasetin hepimize yerleştirdiği ruh hali Joker için doğru zamanda gösterim açısından adeta bir büyük piyango oldu. Özünde bir çizgi roman uyarlaması olan filmin Avrupa'da bile ayakta alkışlanması, haliyle beklentileri çok yükseğe taşıdı. Hatırlamakta fayda var: Joker, Batman'in ezeli rakibi, Batman serisinin anti-kahraman karakteridir. Bu noktada şöyle bir soru kaçı

KADIN HİKAYELERİ: KIZ KARDEŞLER ve BAĞLILIK-ASLI

Türkiye'nin Oscar 2020 aday adayı seçilen Semih Kaplanoğlu'nun " Bağlılık Aslı " ile ilk gösterimi 69. Berlin Film Festivalinde yapılan Emin Alper'in " Kız Kardeşler " filmi hemen hemen aynı haftalarda gösterime girdi. Yurtdışından pek çok ödülle dönen "Kız Kardeşler (A Tale of Three Sisters) hakkında pek çok şey bilmemize karşılık, "Bağlılık Aslı" bir önceki yazımda da belirttiğim gibi hiçbir yerde gösterilmeden aday yapılması başta olmak üzere birçok bilinmeze sahipti.  "Kız Kardeşler" ve bir üçlemenin ilk filmi olarak sunulan "Bağlılık Aslı" konuları itibariyle hikayesi kadın odaklı ancak birbirinden tamamen farklı yollardan ilerleyen iki farklı film. Bağlılık Aslı , çocuk doğurmuş olmasını büyük bir sorun gibi gören şehirli bir annenin ruh haline odaklanıyor. Aslı'nın bütün meselesi annelik görevlerinden bir an önce kurtulmanın yollarını bulup (sütünün kesilmesi için ilaç kullanmak dâhil) kariyerine