Skip to main content

Posts

GREEN BOOK, KARARMIŞ ZİHİNLERDE YENİDEN BASILIYOR

En iyi film ile en iyi erkek ve yardımcı erkek kategorisinde Oscar adayı olan "Green Book" 25 Şubat 2019 akşamı sonuç ne olursa olsun tüm ödülleri fazlasıyla hakediyor. Yasalarla yok edildiği varsayılan, ancak çağımızın en büyük ayıbı olmaya devam eden ırkçılık ve ayrımcılık maalesef her gün her yerde yeni zihinsel/sosyal formlarla kendini gösteriyor. Yönetmen Peter Farrelly "Green Book-Yeşil Rehber" ile seyirciyi bu utancın tarihsel köklerine doğru götürürken, ötekileştirmenin ırkçılıktan daha kalıcı hasara sebep olduğu gerçeğini adeta yüzümüze çarpıyor. Özünde aidiyet meselesi olan bu yaşanmış hikaye eşsiz bir sinema yapıtına dönüşüyor. Klasik müzisyenler için ulaşılması zor bir eşik, hatta bir mabet durumundaki New York Carnegie Hall'da özel çalışma odasına sahip usta piyanist Don Shirley 1962 yılında Noel arifesini kapsayan bir konser turnesine hazırlanırken başına geleceklerden elbette habersiz değildir. Irk ayrımcılığının en şiddetli şekilde hüküm sürdüğü …
Recent posts

SİNEMANIN ESAS MESELESİ PATLAMIŞ MISIR DEĞİL, TEKELLEŞMEDİR

Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve Yılmaz Erdoğan gibi gişede iddialı isimlerin yeni filmlerinin bir türlü gösterime girmemesi yapımcılarla sinema salonu işletmecileri arasındaki krizi günyüzüne çıkardı. Tartışmanının taraflarından Yılmaz Erdoğan, "Organize İşler 2" filmini dağıtıma vermeme kararını şöyle açıklıyor: "Eskiden sinemaya giden insan filmin yanında mısır alır yerdi. Şimdi mısırın yanında film izleniyor durumuna döndü olay. Giderek bütün film endüstrisini bitirecek, iflas ettirecek, film yaptıramayacak duruma gelindi. Sinema biletleriyle ilgili kampanyalar yapılıyor, bilet fiyatları artıyor. Hiçbirinin film yapımcılarıyla alakası yok. Neden ve ne şekilde yapılıyor, hiçbir fikrimiz yok."(1) Bu anlaşmazlık bir çırpıda magazin malzemesi haline getirildi ve basına "işletmecilerle yapımcıların mısır kavgası" şeklinde yansıdı. Buna göre, sinema biletinin yanında mısır menüsü sunan --diyelim Mars grubu-- yapımcı şirketlere bilet satışları üzerinden verdiği …

TÜRK SİNEMASI: 2018 En İyiler

Geçtiğimiz yıl 143 yerli film gösterime girmişti, 2018'in son ayı itibariyle toplamda 40 milyon seyircinin izlediği 165 filme ulaşıldı. Bununla birlikte, Türk sinemasındaki bu üretkenlik ivmesini nitelik bağlamında değerlendirmek isteyince elimizde bir avuç film kalıyor. Aslında şaşırtıcı bir sonuç değil; benzer yorumu Hollywood için de yapmak mümkün. Tercihlerle ilgili temel ölçütün tarzının sınırlarını zorlayan ve türüne yeni bir soluk katan örnekler olduğunu özellikle belirterek, bu yılın beni en çok etkileyen filmlerini sıralıyorum.
AHLAT AĞACI: Hayata dair bir toplu metin, bir içsel yolculuk şeklinde ilerleyen film Nuri Bilge Ceylan'ın başyapıtı. Filme ilişkin daha önce yazdığım değerlendirmeyi yineleyeyim: Ahlat Ağacı anlatmıyor, yaşatıyor. ÖLÜMLÜ DÜNYA: Bu senenin asıl sürprizi. Kara komedinin kusursuz olabileceğini gösteren "Ölümlü Dünya" muhteşem bir sinerji yaratan kadrosu ve tıkır tıkır işleyen senaryosuyla "Kapışma-Snatch" "Ucuz Roman-Pulp Fi…

BOHEMIAN RHAPSODY-FREDDIE MERCURY

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının geleneksel Cuma akşamı konserlerinin müdavimi bir gencin ertesi sabahı zor edip Milliyet'te Faruk Güvenç'ten konserin eleştirisini okumaya can attığı; başkent Ankara'nın kültür sanat hayatına yön verdiği o şahane yıllar. O dönemde bir yabancı şarkıda pop ve rock türlerinin klasik müziğin kalıplarında harmanlanması olağanüstü bir şeye tanıklık etme hissi vermişti. Bohemian Rhapsody filmi çok iyi bir sinema yolculuğu yaptırmasının yanı sıra gençlik anılarımı da depreştirdi. Bir yüzünde "Bohemian Rhapsody," diğerinde "I'm in Love With My Car" şarkısı olan plağın ilk basımı 1975'tir ve bugün bile dünyada bulunması ve satın alınması en imkânsız olan plakların başında gelir. İmkânsızlığın altında yatan ana sebep Bohemian Rhapsody gibi bir eserin "eşsiz" olmasıdır. Film bu cesur ve özgün eserin yaratıcısı Freddie Mercury'nin hayatı ve kişiliğini ana eksene koyarak Queen grubunun müzik yolculuğunu anla…

MÜSLÜM: HAYATA RAĞMEN BAŞARMAK

Ünlülerin hayat hikayesini senaryolaştırmak "çantada keklik" değildir, dram-denge ölçüsünü kaçırıp yapaylaşma tehlikesini fazlasıyla barındırır. Sözkonusu isim, çok geniş hayran kitlesine sahip, yorumladığı şarkıların duygusunu dinleyene tamamen geçiren, hatta hayranlık boyutunu kendine fiziksel zarar verme derecesine taşıyanlar nedeniyle üniversite araştırmalarına konu edilen Müslüm Gürses olunca durum farklılaşıyor. Çünkü "Müslüm Baba" olarak anılan sanatçının derin travma yüklü özel hayatı ile resmi veya gayrı resmi engellemelerle dolu müzik kariyeri, bütün dünyanın acılarını toplamışçasına, herhangi bir kurgu gerektirmeyen yoğun dram barındırıyor. "Müslüm" filmi Urfa'da başlayıp, Adana ve İstanbul'da noktalanan 60 yılın belli eşiklerini bol sıçramalı kısa sekanslarla anlatıyor. Müslüm Gürses'in çocukluğu, ailesi, müzik tutkusuna karşı önüne çıkan engeller ve şöhretli bir isim olarak Muhterem Nur'la yaptığı evlilik bunlardan bazıları. Kö…

FIRST MAN: ÇAĞ DEĞİŞTİREN ADAMIN HİKAYESİ

"Ay'da İlk İnsan" (First Man) Alçakgönüllülük ve Liyakatın Değerini Hatırlatıyor Ay'a ilk ayak basan kişi olmanın evrensel boyutlu heyecanını "bir insan için küçük, ama insanlık için dev bir adım" gibi tek bir veciz cümleye sığdıran astronot Neil Armstrong, yıllar önce Havacılık Mühendisi olarak iş ararken insanlık tarihinde bir çağı kapatıp yeni bir çağı açacak göreve geleceğini şüphesiz bilmiyordu. Zaten havacılık ve uzay çalışmalarıyla ilgili bütün önemli dönemeçlerde karşılaştığı birinci derece sorumluluklar alçakgönüllü davranması sayesinde kendisini buluyor. "First Man"/"Ay'da İlk İnsan" Neil Armstrong'un Apollo 11 uzay gemisi kaptanı sıfatıyla 21 Temmuz 1969'da gerçekleşen Ay yürüyüşünü anlatırken, hikayenin ana çerçevesine günümüzde maalesef içi boşaltılmış olan tevazu (alçakgönüllülük, kibirsizlik) ve liyakat (yetenek, bir iş için yeterlilik) kavramlarını yerleştiriyor. Bütün dünyayı heyecanlandıran Apollo 11 uçuşunda e…

"AHLAT AĞACI" ANLATMIYOR, YAŞATIYOR

Nuri Bilge Ceylan'dan kusursuz bir başyapıt Çok katmanlı senaryosu, mükemmel oyuncu yönetimi ve olağanüstü güzel kadrajları ile "Ahlat Ağacı" kusursuz bir başyapıt. Hikayedeki karakterlerin dünyasını kuşatan sosyal, siyasal ve kültürel arka planın seyirciyle doğrudan paylaşımını sağlayan uzun diyaloglardan beslenen "Ahlat Ağacı", ticari kaygıyla yapılmayan sinemanın neredeyse "olmazsa olmazı" konumuna yükseltilen "oyuncuların anlamsızca ve sonsuza dek sessiz bakışması" geleneğine de ciddi bir nokta koymuş oluyor. Ceylan "Uzak" filmi ile minimalist sinema tarzının en yetkin örneğini sunmuştu. Bir akrabasının yanında hayatını yeniden kurmaya çalışan genç Yusuf'la, büyük kentte kendini bulma sancıları yaşayan Mahmut'un dünyası çok az konuşma ile izleyenlere hissettiriliyordu. Doğrusu "Uzak" ve "Mayıs Sıkıntısı" filmlerindeki hikaye ve kurgu böyle bir anlatıma sınırsız kapı açtığı için iğreti durmuyor ve sıkmı…