Skip to main content

Posts

NİHAYET DÖRT DÖRTLÜK BİR TÜRK DİZİSİ: ALEF

En iddialı Türk dizisinde bile aşılamayan bazı kronik problemler var. İlgi gören senaryoyu yeni sezon eklemek amacıylasakız gibi uzatmak, bölümlerin temposunu hayatın akışı yerine üç saatlik yayına göre düzenlenmek, ses miksajlarına özen göstermemek, bunların başında geliyor. İtiraf edeyim, BluTV-FX yapımı ALEF'in ilk bölümüne böyle endişelerle başladım, tek tesellim Emin Alper gibi kumaşı hakiki bir sinemacının yönetmen koltuğunda olmasıydı. Bu anlamda ALEF açılış sekansından itibaren farklı olduğunu belli etti; temposunda hiçbir aksama olmaksızın, hikayesini geliştirip derinleştirdi ve sekizinci bölümün son sahnesine kadar gerilim dozunu canlı tutarak ikna edici bir çözümlemeyle son noktayı koydu. Sinemada polisiye/gizem türüne ait kalıpları yeniden tanımlayan 1995 yapımı "Seven" ile benzer kulvarda ilerleyen ALEF, pek çok ilave başarıya sahip. Herşeyden önce tamamen bu topraklara ait bir hikayeyi, çok katmanlı sinemasal anlatımla uluslararası yapımlar kalitesine taşıy…
Recent posts

COVID GÜNLÜKLERİ: SİNEMA'DA HUXLEY, ORWELL VE SOMA'NIN GÜCÜ

KARANTİNA GÜNLERİNDE SİNEMA: SOMA'YI YUTMAK VEYA YUTMAMAK Küresel salgınlı karantina günleri aslında daha çok kitap okuma, daha çok film izleme imkânı yarattı. Virüs ve salgın hastalık konulu eserlerin ilk tercih olması da sürpriz değil. Filmler arasında aklıma ilk gelenler Kate Winslet, Matt Damon, Marion Cotillard gibi oyuncularıyla göz dolduran "Contagion/Salgın" (2011), Afrika'da ortaya çıkan bir virüsün dünyaya yayılmasını önlemeye çalışan ekibi anlatan "Outbreak/Tehdit" (1995), salgın sonrası Londra odaklı "28 Gün Sonra" (2002) ve "Perfect Sense/Yeryüzündeki Son Aşk" (2011) var. Sinemada dramaturji ele alınan bir meselenin sebeplerinden daha çok olası sonuçlar ve trajik etkilerine odaklanmayı tercih eder. Bununla birlikte, "salgın sonrası dünya" ve "bu noktaya nasıl gelindi" gibi soruların yanıtını bulabileceğimiz edebi, felsefi ve görsel pek çok yapıt var. İçinden geçtiğimiz şu dönemde bunlara odaklanmanın tam z…

OSCAR, PARAZİT FİLMİ VE KÜRESELLEŞME NOTLARI

Bu yılın Oscar ödüllerinde Güney Kore filmi Parazit müthiş bir başarı elde etti. Başta "en iyi film" olmak üzere "en iyi yönetmen" ve "en iyi yabancı dilde film" gibi en prestijli kategorilerde seçilen Parazit, aynı zamanda İngilizce dışında bir dilde "yılın en iyi filmi" ödülü ile Akademi'nin 92 yıllık tarihinde bir ilk yaşattı. Daha önce Cannes'da büyük ödül alan ve sonrasında uluslararası başarısını katlayarak sürdüren Parazit pek çok açıdan önemli bir film.
PARAZİT: Toplumsal ve ekonomik çürümenin röntgeni
Küreselleşmenin ekonomik etkileri konusunda sayfalar dolusu yorum yapmak mümkün. Günümüz dünyası yerel sanayi ve tarımın uluslararası finans parazitlerinin insafına terk edildiği bir yer haline geldi. Ekonominin çağdaş sömürge düzenine teslim olması olumsuz etkilerden yalnızca bir tanesi. Oysa daha vahim olan sonuçların başında etik ve vicdani değerlerin tedavülden kalkması ve tüketim esrikliği ile gözü boyanmış toplumun buna rahatça…

JOKER FİLMİNİ NASIL OKUMALI

Artıları ve eksileriyle çok tartışılan JOKER: Bir filmin iyi ya da kötü olması elbette kişisel beğeniyle alakalıdır, ancak zamanın ruhu sübjektif algıyı biçimlendiren önemli bir etkendir. Daha çok komedi ağırlıklı yol filmleri ile bilinen Todd Phillips imzalı "Joker" yönetmenin 2016'da yaptığı "War Dogs" sonrası ikinci ciddi filmi; komediyi hafife aldığım sonucu çıkmasın, "ciddiyet" meselesini hikayenin siyasi göndermeleri manasında söylüyorum.
Venedik film festivalinden büyük ödülle dönmesi ve küreselleşme sorunları altında savrulmaya devam eden uluslararası siyasetin hepimize yerleştirdiği ruh hali Joker için doğru zamanda gösterim açısından adeta bir büyük piyango oldu. Özünde bir çizgi roman uyarlaması olan filmin Avrupa'da bile ayakta alkışlanması, haliyle beklentileri çok yükseğe taşıdı. Hatırlamakta fayda var: Joker, Batman'in ezeli rakibi, Batman serisinin anti-kahraman karakteridir. Bu noktada şöyle bir soru kaçınılmaz oluyor: Bir dolu…

KADIN HİKAYELERİ: KIZ KARDEŞLER ve BAĞLILIK-ASLI

Türkiye'nin Oscar 2020 aday adayı seçilen Semih Kaplanoğlu'nun "Bağlılık Aslı" ile ilk gösterimi 69. Berlin Film Festivalinde yapılan Emin Alper'in "Kız Kardeşler" filmi hemen hemen aynı haftalarda gösterime girdi. Yurtdışından pek çok ödülle dönen "Kız Kardeşler (A Tale of Three Sisters) hakkında pek çok şey bilmemize karşılık, "Bağlılık Aslı" bir önceki yazımda da belirttiğim gibi hiçbir yerde gösterilmeden aday yapılması başta olmak üzere birçok bilinmeze sahipti. 
"Kız Kardeşler" ve bir üçlemenin ilk filmi olarak sunulan "Bağlılık Aslı" konuları itibariyle hikayesi kadın odaklı ancak birbirinden tamamen farklı yollardan ilerleyen iki farklı film.
Bağlılık Aslı, çocuk doğurmuş olmasını büyük bir sorun gibi gören şehirli bir annenin ruh haline odaklanıyor. Aslı'nın bütün meselesi annelik görevlerinden bir an önce kurtulmanın yollarını bulup (sütünün kesilmesi için ilaç kullanmak dâhil) kariyerine dönmek. Film ilerl…

BAĞLILIK-ASLI: KİMSENİN BİLMEDİĞİ FİLM OSCAR YOLCUSU

KİMSENİN GÖRMEDİĞİ BİLMEDİĞİ FİLM TÜRKİYE'NİN OSCAR ADAYI Uluslararası festivalleri tanıtım fırsatı olarak kullanan pek çok film şimdiden potansiyel Oscar adayı olarak lobi yapıyor. Şubat 2020'deki Oscar ödülleri için Türkiye'nin aday adayını belirleme yöntemi ise alışılmışın tamamen dışına çıkarak, sinema sektöründekilere bile sürpriz olan bir habere dönüştü. 11 aday arasından Semih Kaplanoğlu'nun "Bağlılık-Aslı" filminin seçildiğine ilişkin basın bülteninin yayınlanmasına kadar, kelimenin tam anlamıyla kimsenin böyle bir filmden haberi yoktu. Acaba bir şey mi atladım düşüncesiyle internette araştırmaya koyuldum, Türkçe ve İngilizce kaynaklar tarandı, sonuç değişmedi: Semih Kaplanoğlu'nun "Bağlılık-Aslı" filmiyle ilgili yazılı-görsel hiçbir bilgi yok. Sinema veritabanı imdb sitesinde bile Kaplanoğlu'nun en son "Buğday" filmini yönettiği yazıyor. Bir başka deyişle uluslararası adaylık gibi büyük iddiası olan bir film uluslararası v…

ROCKETMAN BİR VİDEO KLİP ESTETİĞİNDEN ÖTEYE GEÇEMİYOR

Freddie Mercury/Queen fırtınasının hemen ardından Elton John, yani bir başka müzikal dehanın hayatı beyazperdede. Öncelikle film ekibinin dikkat çeken iki ismi var, Dexter Fletcher ve Elton John: Biri Bohemian Rhapsody filmini tamamlayan yönetmen, diğeri ise yapımcı konumunda. "Rocketman" sanatçının kendi ifadesiyle "alkol, uyuşturucu, seks bağımlılığı ve kontrolsuz öfke" problemlerinden kurtulmak için katıldığı terapi seansıyla açılıyor. Geriye dönüşler eşliğinde Elton John kariyerinden müzikli kesitler sunuluyor.
Neredeyse doğuştan piyanoya meraklı, 11 yaşında burslu öğrenci olarak konservatuara kabul edilen, ilk kez okuduğu sözleri 20 dakika içinde besteleyebilen ve henüz 23 yaşında iken uluslararası düzeyde bir star konumuna yükselen, herşeyiyle olağandışı bir hayattan sözediyoruz. Doğal olarak Elton John ve onun yakın çevresine ait (örneğin 32 yıl beraber çalıştığı söz yazarı Bernie Taupin) derinlikli bir hikaye umut ederken, senaryo dönüp dolaşıp aynı plağı ça…